DECCAL,YE´CÜC ve ME´CÜC, GÜNEŞİN BATIDAN DOĞMASI, MEHDİ VE DABBETU´L-ARZ KONULARI HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER
DECCAL,YE´CÜC ve ME´CÜC, GÜNEŞİN BATIDAN DOĞMASI, MEHDİ VE DABBETU´L-ARZ KONULARI HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER
Tarih: 23.9.2016 09:45:03
Şevket BOYRAT

Deccal Hakkında Merak Edilenler:
Deccal´ın sözlük anlamı; bir şeyi örtmek, yaldızlamak veya boyamak demektir.

Yahudiler ve Hıristiyanlar da Deccal´ın varlığından bahsetmişler ve zaman zaman Deccal´ın kimliği hakkında bazı tahminlerde bulunmuşlardır. Asrımızda ise bu tür tahminlerden vazgeçilmiş olup Deccal´ın henüz zuhur etmediği kanaati hâkimdir.

İslâm âlimlerinin çoğunluğu ahir zamanda Deccal´ın gelip insanları dinden uzaklaştıracağı ve daha sonra semadan inecek Hz. İsa tarafından öldürüleceği inancında olmuşlardır.

Kur´an-ı Kerim´de Deccal´dan bahsedilmemektedir. Ancak bazı âlimler aşağıdaki ayette geçen “bazı alametler” ifadesinden hareketle Kur´an´da Deccal´ın da geleceğine işaret edildiğini savunmuşlardır.

Sözkonusu ayet mealen şöyle: “Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini bekliyorlar. Rabbinin bazı alametleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz.” (6.En´am–158)

İslâm âlimleri “Rabbinin bazı alametleri geldiği gün” ifadesinden kıyametin büyük alametlerini anlamışlardır. Buna göre, Hz. Peygamber tarafından Deccal´ın gelmesi bu alametler arasında sayıldığına göre, Kur´an´da Deccal´a da bir işaret vardır. Bu ayeti, kıyametin öteki alametleriyle birlikte Deccal´a da bir işaret saymak için, Deccal´ı anlatan hadislerin sıhhatinden emin olmak gerekir. Söz konusu hadislerden bir kısmı zayıf olmakla birlikte, bir kısmı sahihtir.

Şu var ki Deccal konusunu tam anlamış olmak için aşağıdaki sorulara da cevap vermek gerekir:
Acaba Deccal yalnız bir şahıs mıdır? Çok sayıda Deccal olması mümkün mü? Veya Deccal, bir insan olmanın ötesinde zararlı bir cereyan mıdır? Hz. İsa Deccal´ı nasıl öldürecektir? İnsanlar Hz. İsa´yı tanıyacaklar mı?

Bu sorulara çok da net cevaplar vermek mümkün değildir. Deccal´ın zararlı bir akım, bir şahs-ı manevi olma ihtimali de vardır.

Bazı İslâm âlimleri ilgili hadisleri yeterli bulmayıp Deccal konusunu tamamen olmayacak bir şey saymışlar, böylece belki de farkında olmadan, açıklanması çok zor ve kafa karıştıran bir konudan kurtulmayı tercih etmişlerdir.

Konu hakkında varit olan hem Buhari hem de Müslim´in naklettiği Hadis-i şeriflerden iki tanesini nakletmek faydalı olacaktır:

“Allah´ın gönderdiği her peygamber, ümmetini onunla inzar etti. Nuh (a.s.) ümmetini onunla inzar etti, ondan sonra gelen peygamberler de. O, sizin aranızda çıkacak. Onun hali sizden gizli kalmayacak. Rabbinizin tek gözlü olmadığı size kapalı değildir. O ise sağ gözü kör birisidir. Onun gözü, sanki (salkımdan) dışarı fırlamış ve bir üzüm tanesi gibidir.” (Prof. İ. Canan, Kütüb-ü site, c:14, s:98)

“Deccal çıktığı vakit beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ateş olarak gördüğü tatlı sudur; halkın su olarak gördüğü ise yakıcı bir ateştir. Sizden kim o güne ererse, halkın ateş olarak gördüğüne düş(meyi kabul et)sin. Çünkü o, tatlı soğuk sudur.” (Prof. İ. Canan, Kütüb-ü site, c:14, s:96)

Deccal hakkında bilgi veren bu hadisler onu bir şahıs olarak anlatmaktadır. 

Deccal´ın, İslam´ı yok etmeye çalışan bir cereyanın lideri olması mümkündür.

Hadiste, Deccal ile birlikte bulunacağı söylenen su, onun dağıtacağı dünya menfaati, ateş ise kendisine uymayanlara vereceği zarar olarak yorumlanabilir. Ancak konuyu tam olarak anlama hususundaki zorluklar aşılamamaktadır.

Hz. Peygamber döneminde yaşayan Yahudi asıllı İbn Sayyad´ın deccal sanılması ve Hz. Ömer´in onu öldürmek istemesi de hadislerde anlatılmaktadır. Hz. Muhammed (s.a.v.), Hz. Ömer´in onu öldürmek istemesi üzerine şöyle buyurmuştur: “Eğer (Deccal) bu ise, sen ona musallat edilecek değilsin, eğer bu deccal değil ise onu öldürmekte sana hayır yok!”(Ebu Davud, Melahim–16) Bu konuda hadis kitaplarında değişik rivayetler ve açıklamalar (şerhler) vardır.

Hadislerde Deccal´ın doğudan çıkacağı, Mekke ve Medine´ye giremeyeceği bildirilmektedir.
Yaygın kanaate göre Deccal, ahir zamanda gökyüzünden inecek olan Hz. İsa tarafından öldürülecektir.
Açıklaması çok zor olduğuna göre, konuyu karmaşık ve anlaşılması zor (müteşabih) bir mesele olarak görmek daha doğrudur.

Deccal hakkında isim ve tarih vermek yanıltıcı olur. Meydana gelecek her olay, kendi tabii seyri içinde vuku bulacaktır.

Hz. Peygamber dualarında Deccal´ın şerrinden de Allah´a sığınmıştır. Bu, bizler için öğretici bir durumdur. O halde bu bölümü, şu dua cümlesiyle bitirmemiz yerinde olacaktır:

Deccal´dan, şeytandan ve her türlü kötü şeyden Allah´a sığınırız.

Ye´cüc ve Me´cüc Konusu Kur´an´da Nasıl Anlatılmaktadır?

Ye´cüc ve Me´cüc isimli kavimlerin kıyamete yakın bir zamanda setlerini aşıp dünyaya yayılacak olmaları, Kur´an tarafından haber verilen bilgilerdendir

Ye´cüc ve Me´cüc ile ilgili bilgiler, Kur´an-ı Kerim´de Zülkarneyn kıssası anlatılırken verilmektedir:

“Sonra yine bir yol tuttu. Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu. Dediler ki: Ey Zülkarneyn! Bu memlekette Ye´cüc ve Me´cüc bozgunculuk yapmaktadırlar. Bizimle onlar arasında bir set yapman için sana bir vergi verelim mi? Dedi ki: “Rabbimin beni içinde bulundurduğu nimet ve kudret daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle destek olun da, sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapalım. Bana demir kütleleri getirin.” Nihayet dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince (vadiyi doldurunca) : “Üfleyin (körükleyin)!” dedi. Artık onu kor haline sokunca: “Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim”dedi. Bu sebeple onu ne aşmaya muktedir oldular ne de onu delebildiler. Zülkarneyn: Bu, Rabbimden bir rahmettir. Fakat rabbimin vaadi gelince, O, bunu yerle bir eder. Rabbimin vaadi haktır, dedi.” (18.Kehf–92–98)

Ayet-i Kerimelerden Zülkarneyn´in doğudaki bir kavmi, Ye´cüc ve Me´cüc´ün şerrinden korumak için sağlam bir set yaptığı ve Allah´ın vaat ettiği zaman gelince bu setin yerle bir olacağı anlaşılmaktadır.

Kur´an´ın bir başka yerinde ise şu bilgiler verilmektedir:

“Nihayet Ye´cüc ve Me´cüc (setleri) açıldığı ve onlar her tepeden akın ettiği zaman ve gerçek vaad (ölüm, kıyamet) yaklaşınca, birden inkâr edenlerin gözleri dona kalır!“Yazıklar olsun bize!(derler) gerçekten bu durumdan habersizmişiz; hatta biz zalim kimselermişiz.” (21.Enbiya–96,97)

Bu ayetlerden Ye´cüc ve Me´cüc´ün kıyamete yakın yeryüzüne hızla yayılacakları anlaşılmaktadır.

Ye´cüc ve Me´cüc´ün hangi kavim olduğu ve Zülkarneyn Seddi´nin nereye yapıldığı soruları çok tartışılmış ancak bu konuda bir fikir birliğine varılamamıştır. Son yıllarda Zülkarneyn Seddi´nin dünya dışında bir yere yapıldığını savunanlar bile olmuştur.

Muteber hadis kitaplarında da Ye´cüc ve Me´cüc konusunda sahih rivayetler vardır.

Aşağıdaki hadis Buhari, Müslim ve Tirmizi tarafından rivayet edilmiştir:

Zeynep Bintu Cahş (RA) anlatıyor: “Resulullah (s.a.v.) bir gün korkulu bir vaziyette odaya girdi. Şöyle diyordu: “La ilahe illallah, yaklaşan bir beladan Arap´ın vay haline. Bugün, Ye´cüc ve Me´cüc´ün seddinden şöyle bir gedik açıldı.” Başparmağı ile şehadet parmağını halka yaparak gösterdi. Ben: “Ey Allah´ın Resulü, yani içimizde salih kimseler olduğu halde toptan helak mi olacağız?”dedim. “Evet, dedi, fenalıklar artarsa öyle olur.” (Prof. İ. Canan, Kütüb-ü Sitte, c:2, s:507, 697.hadis)

Bazı ilim adamları, Resulullah´ın bu hadiste; “Yaklaşan bir beladan Arap´ın vay haline!” ifadesinden hareketle, Moğolların Bağdat´ı yıkıp Abbasi hilafetine son vermesiyle ilgili gelişmeleri haber verdiğini savunmuşlardır. Ancak bu tür yorumlarda bir görüş birliğine varılamamıştır. Anılan olayın üzerinden 750 yıldan fazla zaman geçtiğine göre bu istilayı yapıp Abbasilere son verenlerin Ahiretin büyük alametlerinden olan Ye´cüc ve Me´cüc olmadığı anlaşılmaktadır. Fakat söz konusu olay çok önemli olduğu ve birçok insanın ölümüyle sonuçlandığı için Ye´cüc ve Me´cüc´ün o asra yansıyan küçük bir numunesi olarak anlaşılabilir. Hadiste Araplara işaret edilmesi ve toplu helak ifadesinin kullanılması, olayın icazlı bir şekilde haber verildiği fikrini akla getirmektedir. Ancak kıyamete yakın zuhur edecek Ye´cüc ve Me´cüc´ün halen çıkmadığı görülmektedir.

Ye´cüc ve Me´cüc´ü anlatan çok sayıda hadis-i şerif vardır.

Konu, tefsir kitaplarında geniş bir şekilde tartışılmıştır. Bu konunun da müteşabih olduğu anlaşılmaktadır.

Müslüman´a düşen bütün fenalıklardan sakınmak ve her türlü şerden Allah´a sığınmaktır. Şeytanın, Deccal´ın, Ye´cüc ve Me´cüc´ün şerrinden de Allah´a sığınmak gerekir.

Kuran-ı Kerim´de bildirilen ve hadis-i şeriflerde anlatılan her olay zamanı gelince Allah´ın tespit ve takdir ettiği şekilde meydana gelecektir.

Güneşin Batıdan Doğması

 
Konu ile ilgili olan aşağıdaki hadis-i şerif Buhari, Müslim ve Ebu Davud tarafından rivayet edilmiştir:
Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Güneş battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz. Batıdan doğunca, insanlar görür ve hepsi de iman eder. Ancak daha önce inanmamış veya imanın sevkiyle hayır kazanmamış olan hiç kimseye bu iman fayda sağlamaz.” (Kütüb-ü Sitte, Prof. İ. Canan, c:14, s:125)

Yukarıdaki hadis-i şerifin yoruma ihtiyaç bırakmayan izahından, güneşin batıdan doğmasının müteşabih bir haber olmadığı ve haber verildiği gibi gerçekleşeceği anlaşılmaktadır. Ancak bu doğuş şeklinin hangi sebeple olacağını ve ne kadar süreceğini izah etmek zordur.

Ayrıca güneşin batıdan doğması ile ilgili olarak şu sorular da akla gelmektedir:

*Dünya, nasıl bir değişikliğe uğrayıp ters dönmeye başlayacak?

*Dünyanın ters dönmeye başlamasını sağlayacak enerji nereden ve hangi sebeple gelecek?

*Acaba kıyamet kopmaya başlayacağı için, Dünya bir süre kayıp giderken mi Güneşin batıdan doğduğu görülecek?

Bu sorulara net cevaplar vermek mümkün değildir. Güneşin batıdan doğma olayı, bu soruların cevaplandırılabilmesi açısından müteşabihtir.

Güneşin batıdan doğması gibi, inanmayı mecbur hale getirecek çok açık bir alametten sonra tövbe kapısının kapanması doğaldır. Çünkü artık kıyametin kopacağını net olarak gösteren böyle bir alametten sonraki iman, ölen bir kişinin yeis halindeki imanından farklı bir durum değildir. Yeis halindeki imanın geçersizliği de bilinmektedir.

Güneşin batıdan doğmasını batı medeniyetiyle veya İslam´ın batıda yayılmasıyla izah eden görüşler, zorlama yorumlar olarak görülmektedir.

Mehdi İle İlgili Görüşler

 
Ahir zamanda gelip insanları doğru yola iletecek olan “Mehdi” konusu, kıyameti haber veren on alamet arasında yer almamaktadır. Kur´an´da da Mehdi konusunu açık olarak anlatan bir ayete rastlamıyoruz. Ayrıca bu konu ile ilgili olan hadisler Buhari ile Müslim´in sahihlerinde yer bulamamışlardır. Mehdilik konusunu haber veren bir kısım hadisler de zayıftır. Ancak ahir zamanda bir mehdi geleceğini haber veren sahih hadisler de vardır.

Mehdi, sözlük itibariyle, Allah´ın hidayetine ermiş kişi anlamına gelmekle beraber, hidayete erdirecek manasında da kullanılır.

Aşağıdaki hadis Ebu Davud ve Tirmizi tarafından rivayet edilmiştir:
İbn Mesut, Resulullah (s.a.v.)´in şöyle buyurduğunu haber verdi: “Dünyanın tek günlük ömrü bile kalmış olsa Allah o günü uzatıp, benden bir kimseyi o günde gönderecek.”  İbn Mesut, Resulullah yahut da şöyle buyurmuştu der: “Ehl-i beytimden birisi ki bu zatın ismi benim ismime uyar, babasının ismi de babamın ismine uyar. Bu zat, yeryüzünü, eskiden cevir ve zulümle dolu olmasının aksine, adalet ve hakkaniyetle doldurur.” (Prof. İ. Canan, Kütüb-ü Sitte, c:14, s:76, 5006. hadis)

Bu hadisten Ahirete yakın ve zulmün doruğa çıktığı bir sırada Hz. Peygamberin soyundan bir kurtarıcının çıkacağı anlaşılmaktadır.

Ebu Davud tarafından nakledilen aşağıdaki rivayet de aynı anlamı pekiştirmektedir:

“Hz. Ali (r.a.), oğlu Hasan´a baktı ve: “Bu oğlum, Resulullah (s.a.v.)´in tesmiye buyurduğu üzere Seyyid´dir. Bunun sulbünden peygamberinizin adını taşıyan biri çıkacak. Ahlakı yönüyle peygamberinize benzeyecek; yaratılışı yönüyle ona benzemeyecek.”dedi ve sonra da yeryüzünü adaletle dolduracağına dair gelen kıssayı anlattı.”(Prof. İ. Canan, Kütüb-ü Sitte, c:14, s:76, 5008. hadis)

Şu hadis-i şerif de Ebu Davud tarafından nakledilmiştir:

Ümmü Seleme anlatıyor, Resulullah buyurdu ki: “Mehdi benim zürriyetimden, kızım Fatıma´nın evlatlarındandır.” (Prof. İ. Canan, Kütüb-ü Sitte, c:14, s:76, 5007. hadis)

Bütün bu rivayetler, Hz. Peygamberin soyundan gelecek bir kurtarıcıyı haber vermektedirler.
Bu noktada akla şu soru gelmektedir:

Acaba mehdi ile Hz. İsa aynı şahıs mıdır?

Mehdi ile Hz. İsa tarafından yapılacak işlerin birbirine çok benzemesi bu soruyu daha da önemli hale sokmaktadır.
Evet, mehdi ile Hz. İsa´nın yapacağı haber verilen işler, birbirine çok benzemektedir. Ancak hadislerde Mehdi´nin Hz.

Peygamberin zürriyetinden olacağının haber verilmesi, Hz. İsa ile aynı şahıs olabileceği sonucunun çıkarılmasına engel olmakta,  ikisinin de aynı dönemde yaşayacakları ve Deccal´ı birlikte yenilgiye uğratacakları fikrini öne çıkarmaktadır.

Hz. İsa´nın ahir zamanda yeryüzüne döneceği ve İslam ile amel edeceği, ahiretin on büyük alameti arasında yer almaktadır. Hz. İsa´nın geleceğini haber veren sahih hadisler, Mehdinin geleceğini haber verenlere göre daha çoktur.

Hz. İsa´nın döneceği inancına, bazı yorumlar yaparak, Kur´an ayetleriyle de varmak mümkündür. Buna rağmen, Buhari ve Müslim, ilgili hadisleri rivayet etmemiştir diye mehdinin geleceğini kabul etmeyenler, genellikle konuları akılla izah etmeye çok önem verdikleri, dini hurafelerden arındırmak istedikleri ve biraz da aklı öne çıkaranlara karşı zor durumda kalmak istemedikleri için, Hz. İsa´nın öldüğünü ve geri dönüşünün de söz konusu olmadığını savunmuşlardır. Ancak tek tek haber-i vahid olmalarına rağmen, hepsi bir araya geldiğinde manevi yönden, yani ifade ettikleri anlam açısından mütevatir derecesine ulaşan hadis-i şerifleri de bir yere koymak gerekiyor.

İnsanı yaratan, peygamber görevlendiren, Cebrail ile vahiy gönderen, Hz. İsa´yı babasız olarak yaratan ve dininin yok olmasına rıza göstermeyen Allah´ın ahir zamanda Hz. İsa´yı yeryüzüne göndermesi ve bir mehdi görevlendirmesi akla mugayir görülmemektedir.

Zor durumda kalan insanların tarih boyunca bir mehdi beklentisi içine girmiş olmalarını hoş karşılamayıp, kolaycı ve bir bakıma piyangocu zihniyetlerin oluşmasına tepki olarak seçilecek yol, konuyu bir bütün olarak yok saymak olamaz.

Değişik din ve mezhep mensuplarına göre mehdi beklentileri şöyledir:
BİR: Yahudiler, Hz. Davut´un soyundan bir kurtarıcının ahir zamanda gelerek, Yahudileri dünyaya hâkim kılacağı görüşündedirler.

İKİ: Hıristiyanlara göre ise ahir zamanda Hz. İsa gökyüzünden inecek ve dünya imparatorluğunu kuracaktır.

ÜÇ: Sünni Müslüman âlimlerinin çoğunluğu, ahir zamanda Hz. Muhammed (s.a.v.)´in soyundan bir zatın mehdi olarak zuhur edeceğine ve Hz. İsa İle işbirliği yapıp İslamiyet´i dünya hâkim kılacağına inanırlar.

DÖRT: Şiilere göre ise Mehdi, m.328 yılında 73 yaşında iken büyük gizlilik (gaybet-i kübra) dönemine giren ve halen sağ olan 12. imam Muhammed Mehdi´dir; günü geldiğinde Allah´ın izniyle meydana çıkacak ve dünyayı adaletle dolduracaktır.

Konunun müteşabih olduğu ve insan aklını zorladığı meydandadır.

Bazı yorumcular, her cemaatin kendine doğru yol gösteren salih bir lideri mehdi olarak görmelerinde sakınca görmezler. Ancak bu yaklaşım, gelip gelmeyeceği tartışılan mehdi konusuna bir açıklık getirmez. Çünkü söz konusu şahısın Deccal´ı öldüreceği ve esasen sınırlı bir cemaate değil, bütün dünyaya hidayet yolunu göstereceği anlaşılmaktadır. Cemaatlerin kendi liderlerini mehdî olarak vasıflandırmaları mevzii bir yaklaşımdır; mehdî kelimesinin terim yönüyle alakalı olmaktan çok sözlük anlamıyla ilgilidir.

Allah neyi murat etmişse, o olur.

Dabbetu´l Arz Hakkında Bilinmesi Gerekenler

 Kıyametin büyük alametleri arasında sayılan “Dabbetu´l Arz”´ın çıkışı konusu hadis-i şeriflerin dışında, Kur´an´ı Kerim´de de haber verilmektedir.  

Dabbe kelimesi Kur´an´da Hud suresinin altıncı, Ankebut suresinin altmışıncı ayetlerinde “canlı” anlamında kullanılmaktadır. Konumuzla ilgili olan Dabbetu´l-Arz´dan bahseden ayet ise mealen şöyledir:

“O söz başlarına geldiği (kıyamet yaklaştığı) zaman, onlara yerden bir Dabbe (mahlûk) çıkarırız da, bu onlara insanların ayetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.” (27.Neml–82)
Ayetten, kıyamete yakın, yerden bir canlı çıkarılacağı ve bu canlının, insanların Allah´ın ayetlerine kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyleyeceği anlaşılmaktadır.

Acaba Dabbetu´l-Arz bir insan mı, yoksa hayvan mıdır? Gene acaba Dabbetu´l- Arz bir tane olarak mı yerden çıkacaktır, yoksa bu bir cins ismi midir? Bu sorulara net cevaplar vermek mümkün değildir. Ancak her halükârda konuşacağı ve insanlara iman açısından durumlarının yeterli olmadığını söyleyeceği belli olmaktadır.
Konumuzla ilgili olan aşağıdaki hadisi Müslim ve Ebu Davud rivayet etmişlerdir:

İbn Amr İbn As (r.a.) anlatıyor: Resulullah buyurdular ki: “Çıkış itibariyle, kıyamet alametlerinin ilki güneşin battığı yerden doğması, kuşluk vakti insanlara Dabbetu´l-Arz´ın çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa, diğeri de hemen peşindedir.” (Prof. İ. Canan, c:14,s:144,5047. hadis)

Aşağıdaki hadisi Tirmizi nakletmiştir:

Ebu Hureyre (r.a.)´in rivayetine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Dabbetu´l-Arz, beraberinde Hz. Musa´nın asası ve Hz. Süleyman(a.s.)´in mührü olduğu halde çıkar. Asa ile mü´minlerin yüzünü cilalar, mührü ile de kâfirlerin burnuna basar. Öyle ki, sofra ehli toplanınca biri diğerine (yüzündeki parlaklıktan dolayı) “Ey mü´min!” der, diğeri de (öbürüne, burnundaki mühür damgası nedeniyle) “Ey kâfir!” der. (yani mü´min de kâfir de yüzünden tanınır.)” (Prof. İ. Canan, Kütüb-ü Sitte, c:3, 728.hadis)
Bu hadisten, Dabbetu´l-Arz´ın zuhuruyla birlikte münafık sınıfının yok olacağı, çünkü bu tür insanların kendilerini gizleyemeyecekleri belli olmaktadır.

Günümüze kadar yaşanan bazı olaylar göz önünde bulundurularak, Dabbetu´l-Arz hakkında birçok tahminde bulunulmuştur.

Bazıları insanın vücudunu kemirecek bir çeşit mikrop, bazıları AİDS hastalığı olarak yorumlamışlardır.

Konu, kıyametin alametleri arasında anlaşılması en zor (müteşabih) olanı şeklinde görünmektedir. İyi niyetle yapılan bütün yorumlara saygı gösterilir. Fakat kendimizi bağlayacak şekilde konuyu te´vil etmek ve çok geçmeden yanıldığını anlama durumuna düşmek doğru değildir.

Dabbetu´l-Arz´ın kıyamete çok yakın bir zamanda zuhur edeceği ve insanlara yanlış yolda olduklarını, tam olarak iman etmediklerini haber vereceği anlaşılmaktadır. Bundan, Dabbetu´l-Arz´ın akıllı ve konuşan bir varlık olacağı anlaşılmaktadır. Yine de mevcut bilgilerle Dabbetu´l-Arz´ın mahiyetini tam olarak anlamamız mümkün değildir.
Dabbetu´l-Arz çıktığında insanların durumlarından pişmanlık duyacakları, ancak bu pişmanlığın kendilerine fayda vermeyeceği konunun bütünlüğü içinde belli olmaktadır.

Konudan anlamamız gereken mesaj şu olmalıdır: 

Tam ve sağlam bir imana sahip olmalı, hidayet üzere bulunmak için takva ile Kur´an´a sarılmalıyız. Son günler gelip de Dabbetu´l-Arz çıktığında veya güneş batıdan doğduğunda hiçbir işimizin bize faydası olmaz, tövbemiz kabul edilmez. O günlere erişemeyecek olan da, eceli geldiğinde ruhunu teslim edeceğine göre, imanın sıhhatli olmayacağı ve tövbenin kabul edilmeyeceği yeis haline düşmeyi beklemeden, kâmil bir mü´min olmaya ve Allah´ın rızasını kazanmaya bakmalıdır. Kıyamet alametleri, o günlere kavuşacaklar için yeis vaktinin başlangıcıdır; O günlere kavuşamayacak olan kişilerin yeis zamanları ise, ruhlarını teslim edecekleri vakittir. Önemli olan, yeis vaktine kavuşmadan kâmil mü´min olabilmektir.

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
ALLAH´IN KUTLU ELÇİLERİNE SAYGI (17 Şubat 2017 - Cuma)
OKUMANIN FAYDALARI (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
NEDEN DİNDAR OLMALIYIZ? (06 Ocak 2017 - Cuma)
NEFİS MUHASEBESİ VE YENİ YIL (30 Aralık 2016 - Cuma)
MUTLU OLMANIN YOLLARI VE ALTIN KURALLARI (16 Aralık 2016 - Cuma)
HZ. MEVLÂNA VE ÖĞÜTLERİ (09 Aralık 2016 - Cuma)
HZ. MEVLÂNA VE ÖĞÜTLERİ (02 Aralık 2016 - Cuma)
UMRE YOLCULUĞUNA HAZIRLIK (18 Kasım 2016 - Cuma)
KİTAP OKUMAK VE YARARLARI (21 Ekim 2016 - Cuma)
HİCRETİN SONUÇ VE ETKİLERİ (18 Ekim 2016 - Salı)
HİCRET VE HİCRETİ HAZIRLAYAN SEBEPLER (17 Ekim 2016 - Pazartesi)
MUHARREM AYININ FAZİLETİ VE ÖNEMİ (12 Ekim 2016 - Çarşamba)
MUHARREM AYI VE AŞÛRE GÜNÜ (11 Ekim 2016 - Salı)
HİCRETİN SAFHALARI (10 Ekim 2016 - Pazartesi)
MUHARREM AYINI DEĞERLİ KILAN ÖZELLİKLER (10 Ekim 2016 - Pazartesi)
KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞI NASIL KAZANILIR? (06 Ekim 2016 - Perşembe)
OKUMAK İÇİN NELER YAPMALIYIZ? (04 Ekim 2016 - Salı)
Hicrî yeni yıl ve hicretin önemi (30 Eylül 2016 - Cuma)
SORU VE CEVAPLARLA KURBAN İBADETİ (05 Eylül 2016 - Pazartesi)
HALİS NİYET, DOĞRULUK VE DÜRÜSTLÜK (26 Ağustos 2016 - Cuma)
VATAN VE MİLLET SEVDASI (29 Temmuz 2016 - Cuma)
RAMAZAN AYI SONRASI DİNİ HAYAT (15 Temmuz 2016 - Cuma)
KADİR GECESİ VE KUR´AN (02 Temmuz 2016 - Cumartesi)
KADİR GECESİNİ ANLAMAK VE YAŞAMAK (01 Temmuz 2016 - Cuma)
FITIR SADAKASI VE ORUÇ FİDYESİ (30 Haziran 2016 - Perşembe)
ÇALIŞMAK VE HELÂL KAZANÇ (28 Haziran 2016 - Salı)
İSRAF VE SAVURGANLIK (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
-ÎSAR- BAŞKASINI KENDİSİNE TERCİH ETMEK (25 Haziran 2016 - Cumartesi)
ZEKÂT VE SADAKA (24 Haziran 2016 - Cuma)
SADAKANIN KABULÜ İÇİN GEREKEN ŞARTLAR (23 Haziran 2016 - Perşembe)
RAMAZAN, YARDIMLAŞMA AYIDIR (22 Haziran 2016 - Çarşamba)
KUR´AN OKUMAYI BİLMEYEN KALMASIN! (21 Haziran 2016 - Salı)
RAMAZAN AYI BEREKETİ VE İSRAF (18 Haziran 2016 - Cumartesi)
RAMAZAN , ORUÇ AYIDIR (17 Haziran 2016 - Cuma)
ÇOCUKLARA ORUÇ ALIŞKANLIĞI KAZANDIRMAK (16 Haziran 2016 - Perşembe)
KUR´AN-I NASIL OKUMALIYIZ (15 Haziran 2016 - Çarşamba)
KUR´ANI-I KERİM´İN FAZİLETİ (14 Haziran 2016 - Salı)
RAMAZAN AYI VE ORUÇ (09 Haziran 2016 - Perşembe)
İSTANBUL´UN FETHİ VE GENÇLİK (27 Mayıs 2016 - Cuma)
BERAT KANDİLİ VE FAZİLETLERİ (20 Mayıs 2016 - Cuma)
DİN NASİHATTİR (13 Mayıs 2016 - Cuma)
İSRÂ GECESİ VE MİRAÇ KANDİLİ (03 Mayıs 2016 - Salı)
TEVHİD OLMADAN VAHDET OLMAZ (13 Nisan 2016 - Çarşamba)
TEVHİD İLE GELEN VAHDET (12 Nisan 2016 - Salı)
ALLAH İÇİN SEVMEK VE RİYAKÂRLIK (01 Nisan 2016 - Cuma)
SAHABE ŞUURU VE SAMİMİYETİ (11 Mart 2016 - Cuma)
DÜNYA HAYATI BİR İMTİHANDIR (26 Şubat 2016 - Cuma)
ZOR GÜNLERDE SABRETMENİN ÖNEMİ (19 Şubat 2016 - Cuma)
NAMAZ KILMAK VE HUZUR BULMAK (05 Şubat 2016 - Cuma)
NAMAZ KILALIM HUZUR BULALIM (29 Ocak 2016 - Cuma)
HAYDİ ÇOCUKLAR VE GENÇLER! (22 Ocak 2016 - Cuma)
HZ. PEYGAMBER VE GENÇLİK (01 Ocak 2016 - Cuma)
NEFİS MUHASEBESİ VE YENİ YIL (31 Aralık 2015 - Perşembe)
HZ. MEVLÂNA´DA SEVGİ VE HOŞGÖRÜ (28 Aralık 2015 - Pazartesi)
ALLAH ZALİMLERİ SEVMEZ (25 Aralık 2015 - Cuma)
HZ. MEVLÂNA VE ÖĞÜTLERİ (18 Aralık 2015 - Cuma)
EŞLERİN KARŞILIKLI SORUMLULUKLARI (27 Kasım 2015 - Cuma)
UMRE YOLCULUĞU (16 Kasım 2015 - Pazartesi)
NAMAZ VE HUZURA YOLCULUK (30 Ekim 2015 - Cuma)
HİCRETİN SONUÇ VE ETKİLERİ (28 Ekim 2015 - Çarşamba)
HİCRETİN SAFHALARI (27 Ekim 2015 - Salı)
HİCRET VE HİCRETİ HAZIRLAYAN SEBEPLER (26 Ekim 2015 - Pazartesi)
MUHARREM AYI VE AŞÛRE GÜNÜ (22 Ekim 2015 - Perşembe)
MUHARREM AYININ FAZİLETİ VE ÖNEMİ (19 Ekim 2015 - Pazartesi)
NAMAZ İLE İLGİLİ BAZI AYET VE HADİSLER (17 Ekim 2015 - Cumartesi)
CAMİLERİ DOLDURALIM, NAMAZLA ARINALIM! (12 Ekim 2015 - Pazartesi)
CAMİLERİN MADDİ VE MANEVİ İMARI (02 Ekim 2015 - Cuma)
KURBAN BAYRAMI VE DİNİ GÖREVLERİMİZ (22 Eylül 2015 - Salı)
SORU VE CEVAPLARLA KURBAN İBADETİ (22 Eylül 2015 - Salı)
ÇALIŞMAK VE HELÂL KAZANÇ (14 Ağustos 2015 - Cuma)
RIZIK VE ÇALIŞMAK (07 Ağustos 2015 - Cuma)
TOPLUMDA HUZURUN KORUNMASI (04 Ağustos 2015 - Salı)
RAMAZAN BAYRAMI (16 Temmuz 2015 - Perşembe)
KADİR GECESİNİN FAZİLETİ (13 Temmuz 2015 - Pazartesi)
İSLÂM´DA CAN, MAL VE İŞ GÜVENLİĞİ (11 Temmuz 2015 - Cumartesi)
YETİMLERE SAHİP ÇIKMAK (08 Temmuz 2015 - Çarşamba)
ZEKÂT ALLAH´IN EMRİDİR (07 Temmuz 2015 - Salı)
ZEKÂT VE FITIR SADAKASI (03 Temmuz 2015 - Cuma)
HASTALARI ZİYARET, BİLİM VE DUA İLE TEDAVİ (01 Temmuz 2015 - Çarşamba)
ORUÇ VE TAKVA (27 Haziran 2015 - Cumartesi)
RAMAZAN AYI VE KUR´AN (26 Haziran 2015 - Cuma)
KUR´AN-I ANLAMAK VE YAŞAMAK (24 Haziran 2015 - Çarşamba)
CANA KIYMAK HARAMDIR (23 Haziran 2015 - Salı)
ÇOCUKLARIMIZI KUR´AN´LA BULUŞTURALIM (22 Haziran 2015 - Pazartesi)
RAMAZAN AYININ FAZİLETİ (18 Haziran 2015 - Perşembe)
MÜBAREK RAMAZAN AYI YAKLAŞIRKEN (15 Haziran 2015 - Pazartesi)
BERAT KANDİLİ VE FAZİLETLERİ ???? (01 Haziran 2015 - Pazartesi)
İSTANBUL’UN FETHİ VE GENÇLİK (29 Mayıs 2015 - Cuma)
İNTİHAR EN BÜYÜK GÜNAHLARDANDIR (22 Mayıs 2015 - Cuma)
iSRA VE MiRAÇ OLAYI (15 Mayıs 2015 - Cuma)
ANA-BABA HAKKI VE ÖNEMİ (08 Mayıs 2015 - Cuma)
HOŞGÖRÜ VE İNSAN SEVGİSİ (01 Mayıs 2015 - Cuma)
HALİMİZİ HOŞ GÖR YA RASULALLAH (21 Nisan 2015 - Salı)
BİRLİKTE YAŞAMA KÜLTÜRÜ VE BİLİNCİ (20 Nisan 2015 - Pazartesi)
BİRLİKTE YAŞAYABİLMEK ERDEMDİR (18 Nisan 2015 - Cumartesi)
BİRLİKTE YAŞAMAK VE HOŞGÖRÜ (16 Nisan 2015 - Perşembe)
BİRLİKTE YAŞAMA TECRÜBESİ (15 Nisan 2015 - Çarşamba)
BİRLİKTE YAŞAMA AHLAKI VE HUKUKU (13 Nisan 2015 - Pazartesi)
DÜNDEN DEVAM (20 Mart 2015 - Cuma)
ÇANAKKALE ZAFERİ VE MİLLİ BİRLİK (18 Mart 2015 - Çarşamba)
KUL HAKKININ ÖNEMİ (06 Mart 2015 - Cuma)
KiBiRLi OLMANIN AFETLERi VE KARUN (27 Şubat 2015 - Cuma)
GIYBETİN KAYNAĞI VE KORUNMA YOLLARI (13 Şubat 2015 - Cuma)
GIYBET ETMEK HARAMDIR (06 Şubat 2015 - Cuma)
HUZURLU AİLE, HUZURLU HAYAT (16 Ocak 2015 - Cuma)
GEÇMİŞİN MUHASEBESİ VE YENİ YIL (01 Ocak 2015 - Perşembe)
GENÇLİK VE ZARARLI ALIŞKANLIKLAR (19 Aralık 2014 - Cuma)
İLİM İLE AMEL ETMEK VE HZ. ALİ (R.A) (05 Aralık 2014 - Cuma)
İLMİN KAPISI VE HZ. ALİ (R.A) (28 Kasım 2014 - Cuma)
HİCRETİN SONUÇ VE ETKİLERİ (21 Kasım 2014 - Cuma)
HİCRETİN SAFHALARI (14 Kasım 2014 - Cuma)
MUHARREM AYINI DEĞERLİ KILAN ÖZELLİKLER (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
MUHARREM AYININ FAZİLETİ VE ÖNEMİ (27 Ekim 2014 - Pazartesi)
İSLÂM’DA GENÇLİĞİN ÖNEMİ (23 Ekim 2014 - Perşembe)
İSLÂM VE GENÇLİK (23 Ekim 2014 - Perşembe)
GENÇLİK VE DEPRESYON (21 Ekim 2014 - Salı)
KURBAN VE BAYRAM (21 Ekim 2014 - Salı)
Gençlik ve Kuşak Çatışması (16 Ekim 2014 - Perşembe)
KUR’AN OKUMAYI BİLMEYEN KALMASIN! (15 Ekim 2014 - Çarşamba)
GENÇLİK VE CAMİ BULUŞMASI (15 Ekim 2014 - Çarşamba)
VEKALET YOLUYLA KURBAN KESİM HİZMETİ (29 Eylül 2014 - Pazartesi)
SORU VE CEVAPLARLA KURBAN iBADETi (26 Eylül 2014 - Cuma)
HACC’IN GEÇERLi OLMASININ ŞARTLARI (12 Eylül 2014 - Cuma)
HZ.PEYGAMBER VE iNSAN ONURU (29 Ağustos 2014 - Cuma)
BÜTÜN CANLILARA MERHAMET ETMEK (22 Ağustos 2014 - Cuma)
MAZLUMUN SESİ OLMAK (08 Ağustos 2014 - Cuma)
RAMAZAN AYI SONRASI DİNİ HAYAT (05 Ağustos 2014 - Salı)
RAMAZAN BAYRAMINI ANLAMAK VE YAŞAMAK (26 Temmuz 2014 - Cumartesi)
KUR’AN-I NASIL OKUMALIYIZ? (24 Temmuz 2014 - Perşembe)
KADİR GECESİNİ ANLAMAK VE YAŞAMAK (23 Temmuz 2014 - Çarşamba)
KADİR GECESİ VE KUR’AN (22 Temmuz 2014 - Salı)
KUR’AN-I KERİM’İN FAZiLETi (21 Temmuz 2014 - Pazartesi)
ZULÜM ve HAKSIZLIK (19 Temmuz 2014 - Cumartesi)
RAMAZAN AYI VE KUR’AN (18 Temmuz 2014 - Cuma)
iSRAF VE SAVURGANLIK (17 Temmuz 2014 - Perşembe)
ÎSAR: BAŞKASINI KENDİSİNE TERCİH ETMEK (16 Temmuz 2014 - Çarşamba)
RAMAZAN, YARDIMLAŞMA AYIDIR. (14 Temmuz 2014 - Pazartesi)
RAMAZAN, YARDIMLAŞMA AYIDIR (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
ZEKÂT VE SADAKA (11 Temmuz 2014 - Cuma)
TERAVİH NAMAZININ KILINIŞI (08 Temmuz 2014 - Salı)
RAMAZAN GECELERİNİN İHYASI (07 Temmuz 2014 - Pazartesi)
RAMAZAN, ORUÇ AYIDIR (04 Temmuz 2014 - Cuma)
RAMAZAN AYI VE ORUÇ(4) (02 Temmuz 2014 - Çarşamba)
RAMAZAN AYI VE ORUÇ(3) (01 Temmuz 2014 - Salı)
RAMAZAN AYI VE ORUÇ(2) (30 Haziran 2014 - Pazartesi)
RAMAZAN AYI VE ORUÇ(1) (28 Haziran 2014 - Cumartesi)
BERAT KANDİLİ VE FAZİLETLERİ (12 Haziran 2014 - Perşembe)
TOPLUMUN YAPISI VE HUZURUN KORUNMASI (06 Haziran 2014 - Cuma)
“FETiH RUHU VE GENÇLiK” (03 Haziran 2014 - Salı)
İSRÂ GECESİ VE MİRAÇ KANDİLİ-1 (24 Mayıs 2014 - Cumartesi)
İSRÂ GECESİ VE MİRAÇ KANDİLİ (23 Mayıs 2014 - Cuma)
ÜÇ AYLARIN FAZİLETİ VE REGAİB KANDİLİ (01 Mayıs 2014 - Perşembe)
ÜÇ AYLARIN FAZİLETİ VE REGAİB KANDİLİ (30 Nisan 2014 - Çarşamba)
DUA, İBADETİN ÖZÜDÜR (25 Nisan 2014 - Cuma)
PEYGAMBER SEVDALISI OLMAK (19 Nisan 2014 - Cumartesi)
HZ. PEYGAMBERi SEVMEK VE SAMiMiYET (18 Nisan 2014 - Cuma)
ALLAH’A ŞÜKREDEN BİR KUL OLMAK (11 Nisan 2014 - Cuma)
iMANI MUHAFAZA ETMEK (04 Nisan 2014 - Cuma)
ADABI MUAŞERET KURALLARI VE ÖNEMİ (28 Mart 2014 - Cuma)
NEZAKET VE GÖRGÜ KURALLARI (2) (21 Mart 2014 - Cuma)
NEZAKET VE GÖRGÜ KURALLARI (1) (14 Mart 2014 - Cuma)
İLGİSİZLİK SEVGİ VE DOSTLUKLARI YOK EDER (24 Şubat 2014 - Pazartesi)
SEVGİNİN ÖZÜ iHLAS VE SAMiMiYETTiR (14 Şubat 2014 - Cuma)
NEFiS MUHASEBESi VE YENi YIL (31 Aralık 2013 - Salı)
SONSUZ HAYATA YOLCULUK VE HAZIRLIK (27 Aralık 2013 - Cuma)
HOŞGÖRÜ ve İNSAN SEVGİSİ (13 Aralık 2013 - Cuma)
MUHARREM AYI VE AŞÛRE GÜNÜ (08 Kasım 2013 - Cuma)
AİLE HAYATI VE MUTLULUK (01 Kasım 2013 - Cuma)
KURBAN İBADETİ VE BAYRAM (24 Ekim 2013 - Perşembe)
İBADET AMACIYLA YAPILAN İLK MABET KÂBE (07 Ekim 2013 - Pazartesi)
CAMİ VE KADIN BULUŞMASI (04 Ekim 2013 - Cuma)
CAMİ, CEMAAT VE TOPLUM ŞUURU (03 Ekim 2013 - Perşembe)
CAMİ KÜLTÜRÜ VE İNSANLIK ONURU (02 Ekim 2013 - Çarşamba)
CAMİLERİN MADDİ VE MANEVİ İMARI (01 Ekim 2013 - Salı)
İMAN VE SALİH AMEL (20 Eylül 2013 - Cuma)
CAHİLİYE DÖNEMİ VE ASR-I SAADET (13 Eylül 2013 - Cuma)
HAYRA KOŞMAK VE HAYIRDA YARIŞMAK (06 Eylül 2013 - Cuma)
Sayfa:
DOLAR
3.6211
EURO
3.8457
ALTIN
0
BIST
0
 
Bursa Hava Durumu
Bugün
Bulutlu
11°
Çarşamba
Bulutlu
13°
Perşembe
Güneşli
15°
Cuma
Güneşli
17°
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Bursa için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:03 07:40 13:27 16:29 18:57 20:22