İsrail'in Suriye'nin güneyindeki varlığının devam etmesi veya ilerlemesi halinde ne olacağı yönündeki soruya cevabında Fidan, "Suriye halkı çok cesur bir halk. Kendi özgürlükleri için, onurları için, son 15 yılda gördük, ne kadar büyük fedakarlıklar yaptılar. Milyonlarca insan yerinden edildi, yüz binlerce insan şehit oldu. Bunların kendi vatanına kim göz dikerse diksin, ben Suriye milletinin aziz bir millet, tarihte olduğu gibi bugün de bu işgale, başta PKK işgali olmak üzere, İsrail işgali olmak üzere, izin vereceklerini düşünmüyorum. 20 milyondan fazla Suriyeli var. Bunların hepsi vatansever evlatlar. Niye bunlar gidip başkasının memleketini işgal etmiyorlar da başkaları gelip bunların memleketini işgal ediyor?" dedi.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile dün gerçekleştirilen görüşmede konuşulanlara ilişkin soru üzerine Bakan Fidan, "Suriye ile ilgili şu anda biliyorsunuz Suriye ile Rusya'nın bir mazisi var. Esas itibarıyla bu maziye dayanarak geliştirilmiş önceden ilişkiler var, sosyal ilişkiler, ekonomik ilişkiler, Esad döneminde gelişen güvenlik ilişkileri. Şimdi yeni dönemde başta oradaki Rus askeri üsleri olmak üzere diğer ekonomik konular vesaire. Bunlarla nereye gidilir, ne olabilir, ne yapılmalı, bunlar üzerinde görüşmeler oldu" dedi.
Lavrov ile görüşmede Rusya ve ABD arasındaki müzakereler ve Ukrayna'daki savaş konularının gündeme gelip gelmediği yönündeki soruya Fidan, "Bunları da görüştük. Riyad'da yaptıkları görüşmelerle ilgili bilgiler verdiler. Biz bu bilgileri ABD'li dostlarımızdan da açıkçası almıştık. Özellikle, Ukrayna savaşında bir sona gelindiğine ilişkin emareleri görüyoruz. Burada taraflar hangi şartlar altında, nasıl ateşkese gidecekler, ne olacak, şu anda bütün bunlar tartışılıyor. Bizim gördüğümüz, şu anda ABD tarafı bir temsilci atayacak, sonra Ruslar bir temsilci atayacaklar. Her iki tarafta da siyasi irade oluşmuş durumda. Biliyorsunuz Sayın Başkan Trump, Başkan Putin, iki taraf da artık konuşalım, bu meseleyi çözelim konusunda bir irade oluşturdular. Şimdi bunlar konuşmaya başlıyorlar. Bir konuşmanın mekanizmasını ilk önce kuruyorlar. Diğer taraftan, Kellogg'la beraber devam eden, hem Ukraynalılarla hem de Avrupalılarla yürütülen bir müzakere süreci var. Benim anladığım, bütün bu verileri ABD'liler toplayıp daha sonra bir yol haritası üzerinde çalışacaklar. Bunları taraflara teklif edecekler. Bu haritaya muhakkak tarafların, hem Rus tarafı olsun, hem Ukrayna tarafının olsun, Avrupalıların olsun herkesin bir değişiklik talebi, teklifi olacak. Önümüzdeki birkaç ayın ben bu açıdan çok hızlı ve yoğun geçeceğini düşünüyorum, Ukrayna savaşını durdurma adına" dedi.
Avrupa, muazzam bir güvenlik krizi içine giriyor"
El-Zafiri'nin ABD'nin Ukrayna'daki savaşa ilişkin olarak doğrudan Rusya ile iletişime geçmenin Avrupa'yı rahatsız ettiği yönündeki yorumunu değerlendiren Fidan, "Avrupa esas itibarıyla ABD'yle beraber yola çıkarak Ukrayna'da bir askeri plan geliştirmişti. Şimdi, ABD'nin olmadığı bir denklemde Avrupa'nın seferber ettiği, hem siyasi hem askeri, bütün yöntem ve kapasite birdenbire boşta kalıyor. Sonuçta ABD denklemden çıkınca Rusya'yla baş başa kalan bir Avrupa görüyoruz. Bu tabii Avrupa güvenliğinin temellerinin sarsılması demek. Çünkü ABD'lilerle oluşturdukları bir güvenlik ittifakı var. Avrupa'ya biliyorsunuz ABD'nin sağladığı güvenlik şemsiyesinin altında kurulan bir Avrupa Birliği var, Avrupa demokrasileri var, Avrupa ekonomisi var. Bütün bunun olmadığı bir dünyada Avrupalılar muazzam bir güvenlik krizi içerisine giriyorlar ve bunu da şu anda tartıştıklarını görüyoruz. Şimdi, Ukrayna meselesindeki ABD pozisyonu, Sayın Trump'ın ilk başta ortaya koyduğu pozisyon, ‘Ruslarla ilişkileri normalleştirmeliyiz, savaşı durdurmalıyız, milyonlarca insanın ölümü artık son bulmalı' pozisyonu bu noktada çok farklı bir mesaj gönderiyor Avrupa'ya. Şimdi, Avrupalıların, bu Almanya'daki seçimden sonra da gördük, kazanan lider Sayın Merz de söyledi. Artık yaza kadar belki Avrupa Birliği veya Avrupa ülkeleri, başka bir güvenlik yapısı içerisinde kendilerini bulmak isteyebilirler, NATO'nun dışında" dedi.
Türkiye'nin AB'ye katılma ihtiyacının yıllar içinde değişip değişmediğine ilişkin soru üzerine Fidan, "Şöyle, şartlar size kendi kendinize yetmeyi, farklı kapasiteleri geliştirmeyi, farklı ittifaklar oluşturmayı öğretiyor. Yani biz 2007'de, 2008'de ilişkiler zirvedeyken, (Fransa'nın eski Cumhurbaşkanı) Sarkozy'den önceki dönemde Avrupa Birliği üyesi olsaydık diğer ülkelerle beraber, daha başka bir ortam olurdu. Ama Avrupa Birliği üyesi olmadığınız zaman ekonomik ve diğer siyasal krizlere, güvenlik krizlerine daha fazla açık olduğunuz bir ortamda yaşadık biz 10-15 sene. Türkiye bölgesinde savaşlar gördü, kendi içinde darbe teşebbüsü dahil girişimler gördü. Bütün bunlara karşı biz hem ekonomik krizlere karşı, hem siyasal krizlere karşı, hem güvenlik krizlerine karşı çok şükür başarı gösterdik. Burada tabii güçlü siyasi liderliğin büyük rolü var. Şimdi Avrupa'dakiler kendileri büyük bir dayanışma platformu kurdukları için, ABD'nini sağladığı bir dünyada güçlü siyasal liderlerin olup olmaması kriz olmadığı zaman çok fazla önemli olmuyor. Ama Türkiye gibi bir ülkede, yani kendi kendinize bölgede var olmak durumundaysanız, kendiniz kazanacaksanız, kendiniz sorunlarınızı çözecekseniz, çok güçlü bir siyasi liderliğe ve istikrarlı bir rejime ihtiyacınız var.
Dolayısıyla, 22 yıldır Cumhurbaşkanımızın büyük bir ferasetle yürüttüğü bu siyasi liderlik belki bizim en büyük kazanımımız olmuştur. Şimdi şöyle düşünün. Bütün altyapı sorunlarımızı hallettik, Avrupa Birliği fonlarından para almadan. G-20 üyesi olduk, petrolümüz, gazımız olmadan. Yani tamamıyla kendi sanayimizle üreterek, ihraç ederek, ticaret yaparak bunların sahibi olduk. Kendi siyasal sistemimizi, bütünlüğümüzü, güvenliğimizi bir arada tuttuk. Hiç kimse bizimle beraber teröre karşı mücadele etmeden, tam tersine en güçlü ortak bildiğimiz ABD dahil biliyorsunuz PKK'yı destekliyor artık. Şimdi belki Sayın Trump o politikadan vazgeçecek. Ama bütün bunların olduğu bir yerde bizim kendi kendine yeten bir politika izlememiz, bu kabiliyetlere sahip olmamız çok şükür, bu baş başa kaldığımız krizlerden dolayı oldu" dedi.
Sunucu el-Zafiri'nin bu açıklamadan Türkiye'nin Avrupa'ya daha az muhtaç olduğunu anladığını ifade etmesi üzerine Fidan, "Yani iyi işbirliğine, ikili işbirliğine ihtiyacımız var. Ama biz muhtaçlık üzerinden tanımlamıyoruz açıkçası. Olsa iyi olur ama olmadığı zaman da dünyanın sonu değil" dedi.
İsrail'in Gazze'deki ateşkes anlaşmasından çekilmesinin söz konusu olup olmadığı yönündeki soruya cevabında anlaşmanın devam etmesini umduğunu vurgulayan Fidan, "Biliyorsunuz bütün dünyanın gözü önünde bir soykırım cereyan etti. 60 bine yakın insan, çoğunluğu kadın ve çocuk, katledildiler. Bunun tekrar etmemesi lazım. Ama maalesef şöyle bir endişe var. Rehinelerin tamamını alır almaz Netanyahu'nun tekrar savaşı başlatacağına ilişkin bir endişe oldukça hakim. Bu konunun tabii bölgede oluşturduğu tehdit, terör, büyük bir etki oluşturmakta. Bunu bizim bir an önce çözmemiz gerekiyor. Onun için uluslararası toplumun, başta ABD, Avrupa olmak üzere Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri, Rusya, Çin olmak üzere, İsrail'e gereken baskıyı yapmaları lazım. İsrail'in izlediği soykırımcı politika bölgede büyük bir hasar açmakla kalmıyor, bölge halklarının psikolojisini travmatize etmekle kalmıyor, aynı zamanda uluslararası sistemin zaten kırılgan olan yapısını hepten daha da kırılgan hale getirdi. Bu, bütün ülkelerin uluslararası sisteme olan inancını inanılmaz derecede zayıflatıyor. Herkes daha fazla kendisini koruma ihtiyacı hissettiği ve muhtemel savaşların, çatışmaların önünü açan bir noktaya doğru gidiyoruz. Bu, insanlık için iyi bir şey değil. Bunun durdurulması lazım" dedi.