Öncelikle gönül süzgecinden damıttığım bir merhabayla başlayayım yazacaklarıma…
Ne mi yazacağım?
Bildiğimden emin olduğum tek şeyin bir şeyler yazmak isteğimin olduğu;
Belki İnegöl’ü, belki güzel bir köyü.
Kim bilir eğitimciliğin verdiği ego ile okulu, durakta bekleyen işçinin uykusuz gözlerini, sezonunda dahi satılmakta zorlanılan domatesi …
Kim bilir Fuzuli’yi, belki Baki’ yi, belki Mevlana’yı, belki Yunus’u ama en önemlisi mutluluğu yazacağım.
Sözün bittiği yerde sükutu, sabrın tükendiği nokta da şükürü, sebepsizce savrulan küfürü yazacağım.
Neden mi yazacağım?
Yaradılmanın gereği bilme isteği, bildiklerimin bilinmesinin isteği, kendi doğrularımın yanlışlığını(belki) görme isteği, yazmanın vereceği huzur isteği,
Belki de keşfedilme isteği
Kim bilir; belki birilerine taraf, belki de taraf olmadığım için bertaraf olacağım.
Kimim ben?
Eğitimci bir baba ile ev hanımı bir ananın ilk göz ağrısı, eşime ve iki çocuğuma aile reisi, öğrencilerine düşünmeyi öğretmeye çalışan bir öğretmen…
Kısacası, herkes gibi hayat mücadelesinde bir Ademoğlu.
Değerli okuyucularım;
Erdal Bey’le görüşmemizde;
‘’ Hocam yaz’’ dedi …
Bende severek kabul ettim…
Bundan böyle haftada bir yazacağım.
İlk yazımda ; biraz heyecan biraz telaşla bir merhaba demek istedim siz değerli okurlarımıza …
Selam ve dua ile…