Anne olmak, tarifsiz bir duygu. Kimi zaman sevinçle dolup taşan, kimi zaman endişeyle sarsılan bir yürek taşımaktır. Ben de anne olduğumda, her annenin hissettiği o büyük sevgiyi, umutları ve hayalleri taşıdım içimde. Ama hayat, beni bambaşka bir yolculuğa çıkardı.

Otizm teşhisi konulduğunda, içimde bir fırtına koptu. Ne yapacağımı, nasıl hissedeceğimi bilemedim. Kendi kendime sorduğum soruların ardı arkası kesilmiyordu: "Onu yeterince anlayabilecek miyim? Ona en iyi şekilde destek olabilecek miyim?" Zamanla öğrendim ki, evladımı anlamanın yolu, onu olduğu gibi kabul etmekten ve sevgimi ona koşulsuz sunmaktan geçiyormuş.

Otizm, zorlukları kadar güzellikleri de içinde barındıran bir yolculuk. Çocuğumun dünyası, kelimelerle değil bazen bir bakışla, bazen bir dokunuşla şekilleniyor. Küçük bir göz temasının, bir gülümsemenin ya da ilk kez kurulan bir cümlenin nasıl büyük bir mucize olduğunu bana o öğretti.

Elbette zor günlerimiz de oluyor. Bazen insanların anlayışsız bakışları, bazen toplumun getirdiği sınırlar yorgun düşürüyor beni. Ama sonra çocuğumun minicik elleri ellerimi tutuyor, gözlerimin içine bakıp bana dünyayı kendi gözünden gösteriyor. O an anlıyorum ki, bu dünyada en güzel yolculuk, onunla birlikte yürüdüğüm yol.

Otizm, eksiklik değil, farklı bir bakış açısı. Her çocuk gibi benim evladım da sevgiyi hissetmek, anlaşılmak ve kabul edilmek istiyor. Biz anneler olarak onların sesi, ışığı ve en büyük destekçisiyiz. Onları değiştirmeye çalışmadan, onlarla birlikte büyüyerek, öğrenerek ve her anın kıymetini bilerek yaşamak, belki de bize verilen en büyük armağan.

Ve ben, bugün evladıma baktığımda sadece otizmi değil, içindeki sınırsız sevgiyi, eşsiz dünyasını ve keşfedilmeyi bekleyen güzellikleri görüyorum. İşte bu yüzden her sabah, her zorlukta, her gözyaşında yeniden güçleniyor ve ona "Seni olduğun gibi seviyorum" demeye devam ediyorum.